PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çerkes Halayıklar ve Sürgün / Yalçın Elbruz


NuR
08-15-2009, 15:12
Genç şehzade, cihan imparatorluğunun parlayan yıldızı idi. Hüma Kuşunun gölgesi başından eksik olmazdı. Şehzade olarak eyalet valiliği yaptığı sırada etrafına ışık saçıyordu. Şehzade Mustafa imparatorluğun geleceğiydi.
Ta ki karanlıklara boğulmuş bir hırsın kurbanı olana kadar…

Kanuni'nin gözdesi Hürrem Sultan, biricik oğlu "Sarı" Selim'i tahtta görmek için gözü dönmüş entrikalarla genç şehzadeyi boğdurtarak, cihan imparatorluğunun geleceğini karartmıştı.
Rivayet ederler ki; bu kadersiz şehzadenin valideleri Gülbahar Sultan (Nam-ı değer Mahidevran Hatun) tarihin kaydettiği ilk çerkes halayıktır ve sadece oğluyla değil soyuyla paylaştığı kadersizliğin başlangıcıdır.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])Harem, Osmanlı sarayının ve doğal sonucu olarak da tarihinin önemli bir parçasıdır. Cihan İmparatorunun haremine dünyanın her yöresinden ve tarifi mümkün olmayan güzellikte cariyeleri seçip getirmek için tacirler yarışırlardı. Bu onlar için bir prestij meselesiydi. Haremin içinde aynı mücadele cariyeler için de geçerli idi. Sultanın gözdesi olabilmek ve O'na bir erkek evlat verebilmek, akıl almaz bir güç ve yükselişin anahtarıydı. Zira Sarayın ( kimi zaman Padişahın kendisi de dahil) en etkili ismi 'Valide Sultan'dır ve erkek evlat doğurmayı başarmış her cariye oğlunun tahta çıkması için insanüstü bir mücadele verirdi.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])18.yy'da Osmanlı İmparatorluğu Hıristiyan dünyasına yenilmeye başlayıp da korsanlık ya da fetih yoluyla elde edilen Avrupalı kölelerin sayısı azalınca, Doğu Afrika'dan getirilen kölelerle Kafkasyalı kölelerin önemi daha da artmıştı. 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Osmanlı topraklarında alınıp satılan kölelerin büyük çoğunluğunu Çerkesler oluşturuyordu, hatta Padişahların köleliği kaldırmasından sonra bile el altından uzun yıllar devam etmişti.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])Köle tacirlerinin yanı sıra Avrupalı gezgin, yazar ve sanatçıların Kuzey Kafkasya'ya olan saplantı düzeyindeki hayranlığın temelinde, dağlık ve sarp olmasına karşın bölgeyi ziyaret eden sayısının çok fazla olmasıdır. Tarih boyunca istilaların ulaşamadığı kadar uzak, yalnız ve "bakir" olan coğrafya, "cennet" gibi lanse ediliyordu. Ülkenin sakinleri olağanüstü hayranlık uyandıran, mütenasip yapılı ve yakışıklı diye tarif ediliyordu. Bu cennet topraklar çok geçmeden seyahatnamelerde ve edebiyatta sıkça kullanılır olmuştu. Bazı yazarlar 'Çerkesistan'ı; "Zıt kutuplar kadar farklı ülkeler ve halklar arasında hem bağ oluşturuyor hem de engel. Doğudaki şehvetli, düşsel, arzu dolu yaşam ile Batıdaki pratik, sanatsal ve estetik yaşam arasında; sonsuz çeşitlilikte biçimlenmeler sunuyor, iklimiyle, manzarasıyla her iki yanında uzanan kıtaları birleştiriyor." şeklinde tasvir etmişlerdi.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])Bu sıra dışı ülkede sıra dışı insanların yaşaması doğaldı; "Çerkes güzellerinin özel bir zarafetleri vardır, saçları simsiyahtır, gözlerinin içi güler, ruhlarını yansıtır, hareketleri yaşam dolu, taklit edilemeyecek kadar zariftir." En önemli ayrıntı ise adeta saplantıymışçasına son derece beyaz tenli olarak tasvir edilmişlerdir.
Egemen Avrupa ve Avrupa kökenli Amerika kültüründe beyaz olmak "malumun ilamı" gibidir; işaret edilmez, söylenmez. Bir ırka "mensup olan" başkalarıdır, beyazlar yalnızca insandır. Dolayısıyla beyazın üstünlük kurmasını sağlayan, kendisini hiç sorgulanmayan bir model olarak yutturabilme yetisidir.
Çerkeslerin ise beyaz ama kesin olarak "Şarklı" olmaları çözülemeyen bir kavramsal güçlük yaratmıştır. Johann Friedrich Blumenbach'ın "İnsan Cinsindeki Doğal Farklılıklar" üzerine yazılmış eserinde, insanlık başlıca beş cinse bölünmüş, beyaz ırkı temsil etmesi için ise "Kafkasyalı" kelimesini kullanmıştır. Bu kelime batı dillerinde günümüzde de beyaz ırkın karşılığı olarak kullanılır. Çünkü diyor Blumenbach bu ismi Kafkas Dağlarından aldım, hem yamaçlarında dünyanın en güzel insanları yaşadığı için, hem de kadim dünyada insanın ilk ortaya çıkmış olması en muhtemel yer addetmemizi gerektirecek bütün fizyolojik verilere sahip olduğu için.
İşte bu yaman çelişki 'İleri' Avrupalının konuya ilişkin gerek bilimsel gerekse de edebi çalışmalarında tartışıla gelmiştir. Yani "yeterince evrimleşmemiş, az gelişmiş bu Şarklı halk" nasıl oluyor da beyaz ırkı temsil ediyordu.
Avrupalının bu beyaz ırk saçmalıklarını bir kenara bırakırsak, işte bu çalkantılı ve karmaşık durumun Osmanlı açısından doğurduğu sonuç; bu "ırk"ın harem ve dolayısıyla saray için artık vazgeçilmez olduğudur. Zaman içerisinde çerkes halayık ticareti bahsi geçen coğrafya için de 'normalleşmişti.' Asil soylular ve kölelerinden oluşan sınıfsal yapısından dolayı Çerkeslerde kölesini satmak geçim kaynağı halini aldı. Artık sadece harem değil hemen her yerde görebileceğiniz esir pazarlarının en değerli 'parçaları' halini aldılar. Yaşları bazen 8-9'a kadar düşen bu zavallı sübyanların tek umudu kendilerine 'hayvan' muamelesi yapmayacak bir efendiye düşmekti! 19 yüzyıla gelindiğinde II. Abdülhamit'ten Vahdettin'e kadar birçok padişahın validesi bile çerkesti. O kadar ki; Osmanlı-Rus savaşlarının ve 93 harbinin sonucunda, boyunduruk altına alınamayacağı anlaşılan bu asi ve dağlı halkı Rus hükümeti sürgün etmek istediğinde Osmanlının kollarını açmasındaki önemli sebeplerden başlıcası bu acı gerçektir.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])Asaleti kadar tarihte eşine ender rastlanır makus talihiyle anılır olmuş bu mazlum halk, saklı coğrafyasında mütevazı kültürünü yaşama şansını hiçbir zaman bulamadı. İnsanın 'insan' değerini hala kazanamadığı dünyamızda gözü kanlı tacirler, nasıl bir 'efendiye' gittiğine bakmaksızın bu naçar halayıkları tarihin derinliklerine gömdüler. Yetmedi acı kader ağlarını geri kalanlar için de örmeye devam etti. 19 yüzyılın son çeyreğinde eşi görülmemiş bir Rus vahşetiyle bu boynu eğilmeyen halk, 'bir avuç' olmanın talihsiz sonucuyla, O güzeller güzeli 'cennet' vatanlarından sökülüp dünyanın dört bir yanına savruldular. Tarihi kayıtlar net bir rakamda birleşmeseler de milyonlarcası sürgün esnasında yaşamını yitirdi. Halen Dünyanın 45 farklı ülkesinde küskün yaşamlarını akrebin kıskacında sürdürme savaşı veren bu halk isyanıyla baş başa, tarifsiz bir yalnızlığın pençesindedir.
[Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.] ([Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir.])İşte bu yazı bu güzel insanların sevgili hatırası için yazılmıştır.
Umut ve sevgiyle…
Yalçın Elbruz